Oğuzhan Aydoğan

      İlk kaydadeğer çizimimi yaptığımda lise 2'yi yeni bitirmiştim. 

Babam çok girmez odama ama şans bu ya girmiş bulundu; bende heyecanla özene bözene çizdiğim evi gösterdim "Bak baba nasıl ben çizd..." "Aferin otur içine" ....

 

     Tabi o sıra arkadaşımda yanımda, zaten mutlaka bi kaç arkadaşım yanımdadır; odam hiç boş kalmaz. Arkadaşım babamın  bu sözü üstüne uzun bi süre benimle alay etmişti :)

   Ama yinede şevkimi kırmadım ve çizimlere son sürat devam            ettim. Zaten benim için o zamanlar bilgisayardan başka bir             alternatif yoktu. Gerçi hala yok...(babam her ne kadar                       alay etmiş olsada şimdilerde ben yokken çizimlerimi över :) )

 

         Bilgisayar çocukken benim için sadece bir oyun makinasıydı.          Misafirliğe gittiğimizde eğer bilgisayar gördüysem oradan             güzel bir mekan yoktu benim için ve o bilgisayarın başına bir          şekilde oturmalıydım. Gizliden anneme söylerdim annemde      izin alırdı. Bir akrabamızda vardı. Sağolsun esirgemezdi hiç,  her gittiğimde mayın tarlası oynatırdı. :)

 

     İlk bilgisayarımız ben 6. sınıfa giderken evizime teşrif ettiler. O kadar heyecanlıydım ki; bi o kadar da tedirgin. Çünkü iki tane abim vardı. Küçükken ateri sırası bile bi türlü bana gelmezken bilgisayar sırası nasıl gelsindi...

 

    Herşeye rağmen her fırsatı bigisayar ile değerlendirmeye çalıştım. Yani değerlendirmek derken oyun oynamaktan bahsediyorum. :) Abim sağolsun bi kaç programı ucundan gösterdi. Baya ilgi çekiciydi. İlgi çekici olan program powerpoint bu arada. Yani ortaokul çağındaysanız ve internetiniz yoksa ve         bilgisayarıda seviyorsanız o zımbırtının içindeki herşey ilgi çekici   gelebilir. Ardından moviemaker  ile videolar , photoshop ile    resimden adam kırpıp başka biyere yapıştırmalar kendimden bi     fotoğrafa 5 tane kopyalamak, Autocad ile plan çizip Max de 3.         boyut ile tanışmak.. bunların hepsi bilgisayarı benim için farklı       bir konuma taşıdı.

 

        Liseden sonra ayrılık vakti geldi. Abim kırklarelinde okuyordu        o zaman. Onun yanına üniversiteye hazırlanmaya gittim.                 Oradan da  okumaya İstanbul'a; 2015'e kadar istanbul'da                 yaşadım. Radyo ve TV programcılığı okudum. Okurken                     zaten şuan da icra ettiğim görselleştirme işini yapıyor idim.                Okuduktan sonra TV sektörü bana çok çekici gelmediği                     için mesleki olarak tercihimi o yönde kullanmadım.                            Bir çok freelance işler yaptım muhtelif yerlerde çalıştım.                   Bazen çok güzeldi, bazen sıkıcı. Ama işinizi seviyorsanız                        bi şekilde olumsuzluklara katlanabiliyosunuz.

 

                           Hep İstanbul'da kalacaktım. Ankara'ya dönmek                                   yoktu. Bir kere İstanbul'un  suyunu içmiştim. Artık                             buralıydım. Herşey düşündüğünüz istediğiniz gibi olmuyor ve hayat tercihler sunuyor. Bu kesin tercihimi değiştirecek tek bir şey vardı/varmış. O "Hatun Kişi" de başıma geldi. 2015 ilkbaharında doğduğum yıldan -1990-  2007'ye kadar yaşadığım şehre Ankara'ya dönüş kararı aldım. Ve şuan işlerime buradan devam ediyorum.

 

Sözlerime bir dörtlük ile son vermek istiyorum.. Kalın sağlıcakla..

 

Kısmetindir gezdirir 'YER' yer seni

Akıbet bir gün 'YER' yer seni

Onun için adı olmuş 'YER'

Yer insanı kendi besler kendi 'YER'

0530 960 0626
© 2018    Oğuzhan Aydoğan